23 Mayıs 2007


Şu mahut ikinci doz ilacı alabildim sonunda. Başından beri trombositlerim düşük çıktığı için alamıyordum, bugün yapılan kan tahlilinde trombsitler gıcıklık etmedi neyse ki. Devlet hastanesinde ilaçlandım, eve geldim. İyi oldu, yeğenimin dediği gibi kemoterapi olabildiği için sevinen tuhaf insanlarız vesselam. Biraz mide sıkıntısı dışında bir şeyim yok, zaten mide ne zaman iflas bayrağını çekecek bekliyorum bakalım. Yalnız ilaçlarda sıkıntı yaşayacağım, raporum 21 günde bir ilaç almak üzerine, şu anda 6. kemo için bu ilacı alma hakkım kalmamış durumda ama eczacı yaparız bir şeyler veririz ilaçları demiş ablama. Pazartesi günü gidip bakacağım ne yapabiliriz ne edebiliriz filan diye. Bir şeyler yapmaları lazım, çünkü bugün aldığım ilaçlar toplamda neredeyse 500 ytl'ye geliyor. Hoş bu yine ucuz reçete, üç haftada bir kullandığım reçete çok daha pahalı çünkü. Sadece beş tane kan ilacı 1000 ytl. Babacım nur içinde yatsın, onun sigortası sayesinde oluyor bütün bunlar.
Geçenlerde Birgün gazetesinde yeni bir yazım yayınlandı. Kaybolmasın, etmesin diye buraya almak istiyordum ama yazı ablamın bilgisayarında ben de yukarı çıkmaya üşeniyorum şimdi. Neyse artık yarın koyarım. Dün de başka bir yazı yazıp yolladım. Bu laptop iyi oldu yahu, sayesinde yazarlık kariyerine başladım valla. Bir arkadaşım yazıları neden Radikal 2'ye göndermiyorsun diye sordu geçenlerde. İstemiyorum ben, hem Birgün'le ciddi bir gönül bağım var, hem de o gazetelerdeki kastları aşmak çok zor, neredeyse imkansız, yazım yayınlansın diye bir sürü maymunluk etmek bana göre olmasa gerek.
Biraz önce CSI Las Vegas'ı seyrettim ve Las Vegas'ı görmek istediğime karar verdim. Herhalde dünyanın en kitsch (böyle mi yazılıyordu emin değilim valla) şehri, ama ben severim kitsch. O yapay yapay oteller, renkli renkli kumarhaneler, çölün ortasında garabet bir şehir, ilginç olsa gerek. Şu İstanbul işi olur da ablam para kazanırsa alacağım paraları elinden gezeceğim valla :) Ama önce Paris, gidip Luksemburg bahçesinde bir kestane ağacının altındaki bankta oturup, Mado ve Sergey'i düşüneceğim. Mado ve Sergey, Paris Düşerken adlı romanın baş kahramanlarıdır. Mado gayet küçük burjuva bir ev kadınıyken Sergey sayesinde direnişçilere katılır, ne aşık olmuştum Sergey'e. Başını geri atıp, gözlerini kısarak gülümserdi, öldüğünde zırıl zırıl ağlamıştım. Bir de Çanlar Kimin İçin Çalıyor'da ağlamıştım o kadar. Sonra ağlamaz oldum romanlarda, filmlerde. En son Grey's Anatomy dizisinde ağladım sevdiğim bir karakter öldüğünde, çok dokunaklıydı ama ağlamamak mümkün değildi.
İşte böyle. Yarı sıkıntı, yarı bıkkıntı, yarı neşe, yarı öyle böyle derken hayat geçiyor. Ne demiş atalarımız "Kaderimse çekerim!"
Fotoğrafı internetten buldum. Kedinin yüzündeki ifade çok komik ya.

1 Comments:

At 11:02 ÖS, Blogger Aslı Cin said...

Devin, umarım ilaçlar kısa zamanda etkisini gösterir. Yeni kariyerinde de başarılar...

Kedinin suratına ise bayıldım :)

 

Yorum Gönder

<< Home


View My Stats